Alparslan üniversitesi öğrencilerinden Filistin’deki idam yasasına tepki

Muş Alparslan Üniversitesi’nde İlim ve Fikir Topluluğu tarafından "Asılan Bedenler Değil İnsanlıktır" temalı düzenlenen basın açıklamasıyla işgal rejiminin çıkardığı idam yasasına tepki gösterildi.

22 Nis 2026 - 11:46 YAYINLANMA

İlim ve Fikir Topluluğu tarafından "Asılan Bedenler Değil İnsanlıktır" temalı basın açıklaması düzenlendi. Muş Alparslan Üniversitesi kampüs alanında düzenlenen basın açıklamasına öğrenci ve üniversite hocaları tarafından destek verildi.

Filistinlilere yönelik gerçekleştirilen idam yasasına tepki gösteren öğrenciler, Filistin’e destek açıklamasında bulundular.

Grup adına açıklamayı İlim ve Fikir Topluluğu Başkanı Yusuf Süt okudu.  Açıklamasına “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” Ayetini hatırlatarak başlayan Süt, insanlık tarihinin en utanç verici eşiklerinden birinde olduklarını söyledi.

Süt, “israil parlamentosunun (Knesset) yalnızca Filistinli esirlere uygulanacak idam cezasını içeren yasa düzenlemesini kabul etmesi, uluslararası hukuka, insan haklarına ve insanlık onuruna düpedüz bir saldırıdır. Bu karar, sıradan bir ceza hukuku düzenlemesi değildir. Bu karar, 75 yıldır süren işgalin, sürgünün ve sistematik baskının 7 Ekim’den bu yana Gazze’de açık bir soykırıma dönüşen politikanın yeni ve daha karanlık bir aşamasıdır. Bu yasa ile işgalci israil rejimi, hukuku bir adalet mekanizması olmaktan çıkarıp bir infaz aracına dönüştürdüğünü tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu düzenleme, yaşam hakkının açık ihlalidir. Ayrımcı ve ırkçı bir uygulamadır. Uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalidir. Apartheid rejiminin en vahşi tezahürlerinden biridir.” dedi.

“israil, emperyalist güçler tarafından kurulduğu tarihten bugüne Filistinlilere yönelik sistematik apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimini uygulamaktadır.” diyen Süt, “Hukuk kılıfıyla insanlığa karşı uygulamalarını meşrulaştırmaya çalışan soykırımcı israil, yasalar eliyle zulüm politikaları inşa etmektedir. israilin ırkçı zulüm yasaları saymakla bitmez. Gıyabi Mülkiyet Yasası ile Filistinlilere ait mülkiyetlere el koyan, Duvar Yasası ile seyahat ve yerleşimlere müdahale eden, yeni yerleşim kararları ile işgal düzenini kurarak Filistinlilerin arazilerine el koyan, Yahudi Ulus Dönüş Yasası ile Yahudilerin dünyanın dört bir tarafından Filistinlilerin topraklarını çalmak üzere çağıran ve sürgüne uğrayan Filistinlilerin topraklarına geri dönme haklarını ise yasaklayan Yahudi Ulus Devlet Yasası ile Yahudi olmayanların en temel haklarını yok sayan israil yasalarıdır. Bu yasalar, israilin 80 yıla dayanan sistematik politikasıdır. israil aklı katletme ve çalma üzerine kuruludur. Tüm bu yasalar ve idam yasası, israilin soykırımcı mevzuatının bir parçasıdır. Soykırımcı israilin kendisine örnek aldığı rejim olan Nazi Almanyası’nda da yapılan tüm katliamlar, Alman yasalarına uygun bir şekilde yapılmıştı. Nazi rejimi israilde, Hitler aklı ise Netanyahu'da yaşamaya devam etmektedir.” ifadelerine yer verildi.

İşgalci bir gücün, işgal altında tuttuğu halkı, idamla cezalandırmaya kalkışması; Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne, uluslararası insan hakları hukukuna ve evrensel adalet ilkelerine açıkça aykırı olduğunun altını çizen Süt, Filistinli esirlerin durumu, yıllardır süren bir insanlık krizi olduğunu belirtti.

Esirlere yapılan sistematik işkencelere de değinen Süt, şunları kaydetti:

“Sistematik işkence ve cinsel saldırı. Kasıtlı aç bırakma ve tıbbi ihmal. Hukuksuzluk ve denetimsizlik. Cezaevleri artık birer işkence merkezine dönüşmüş durumdadır. Adil yargılanma hakkının ortadan kaldırıldığı, uluslararası gözlemcilere kapalı bu sistemde; askeri mahkemelerde yüzde 99’u aşan mahkûmiyet oranlarıyla insanlar cezalandırılmakta, şimdi ise bu hukuksuzluğa idam cezası eklenmektedir. Bu yasa ile israil, Filistin halkının meşru direniş hakkını ‘terörizm’ kılıfı altında kriminalize etmeye çalışmakta, işgalin kendisini görünmez kılarken direnişi suç haline getirmektedir. Oysa bilinmelidir ki asıl suç, başkasının toprağını işgal etmektir. Asıl zulüm, sivilleri hedef almaktır. Asıl terör, bir halkı sistematik olarak yok etmeye çalışmaktır. Gazze’de yaşananlar, yalnızca bir çatışma değil; kadınların, çocukların, sağlık çalışanlarının, gazetecilerin hedef alındığı, açlığın bir silah olarak kullanıldığı, altyapının bilinçli şekilde yok edildiği açık bir soykırım sürecidir. Aynı zamanda israilin Lübnan, Yemen, Suriye ve İran’a yönelik saldırıları, bölgesel barışı tehdit eden yayılmacı bir politikanın parçasıdır. Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve uluslararası mekanizmaların bu vahşet karşısındaki sessizliği kabul edilemez. Bu sessizlik, işgalci rejimi cesaretlendirmekte, insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmaktadır. Buradan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve tüm uluslararası topluma çağrıda bulunuyoruz. Kınama açıklamaları yeterli değildir. Uluslararası hukuk çerçevesinde somut ve caydırıcı adımlar atılmalıdır. Bu yasa bir soykırım aracıdır! Bu yasa insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur!                                               Sessiz kalmayacağız! Bu barbarlığın yasallaştırılmasına izin vermek, soykırıma ortak olmaktır. Filistin halkının onurlu direnişi ne zindanlarla ne işkencelerle ne de idam sehpalarıyla bastırılamaz. İşgal bitecek. Filistin özgürleşecek. Bu yasaları çıkaranlar ise tarihin ve adaletin önünde mutlaka ama mutlaka hesap verecektir.”

Düzenlenen programda Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican da bir konuşma yaptı. Program Emre Salimoğlu’nun yaptığı dua ile sona erdi. (İLKHA)

Kaynak :
İLKHA

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: