Akbulut: Filistin'deki asıl direnişin mimarı ve koruyucusu annedir
Mardin'de "Filistin'de Anne Olmak" adlı programa katılan Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Sedide Akbulut, Filistin'deki annelerin fedakarlıklarına dikkat çekti.
İl müftülüğü, valilik ve belediye tarafından "Filistin'de Anne Olmak" temalı program düzenlendi. Mardin İl Müftülüğü Konferans Salonu'nda gerçekleşen program, Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Onlarca katılımcının iştirak ettiği programa, Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Sedide Akbulut'un yanı sıra Mardin İl Müftüsü Enver Türkmen ve ilçe müftüleri katıldı.
Önemli hususlara değinen Akbulut, Filistin ve Gazze'deki direnişin mimarı olan annelerin fedakarlıkları ve sorumluluklarına dikkat çekti.
"Nesilden nesile Kur'an'dan uzak bir eğitim anlayışı yerleştirilmeye çalışılmış"
Başta işgal rejimi ve diğer İslam düşmanlarının Müslümanlar için planladıkları hedeflere dikkat çeken Akbulut, "israilin kurucu Başbakanı David Ben-Gurion'un, 1948 sonrasında ortaya koyduğu temel bir görüşü, geliştirdiği ve dile getirdiği bir tez vardır. siyonist rejimin varlık stratejisinin tam merkezine koyduğu bu temel düşünce, 'Yaşlıları ölecek, gençleri unutacak. Öyle bir politika geliştireceğiz ki o toprağa, o coğrafyaya gönülden bağlı olan yaşlılar zamanla hayatlarını kaybedecek, gençler ise aidiyetlerini, geçmişlerini unutacak, asıl meselelerinden uzaklaştıracak işlerle meşgul edilecek.' Aslında siyonist anlayışın her yerdeki temel ideolojisi ve uyguladığı strateji tam olarak budur. Mısır misyoneri Lawrence'ın, 'Müslümanların elinden Kur'an-ı Kerim'i çıkarırsanız geriye hiçbir şeyleri kalmaz' düşüncesi de bu anlayışın bir başka yansımasıdır. Hatta geçmişte Kur'an-ı Kerim'in bazı ayet ve bölümlerini tahrif ederek, değiştirerek yaklaşık 60 bin adet basım gerçekleştirilmiş. Hafızlarımızın, ilim ehlinin gayreti sayesinde tahrif edilmiş nüshalar düzeltilmiş. Bunun üzerine, 'Onların kafasındaki Kur'an-ı Kerim'i değiştiremeyiz. Hafızlık gibi kadim bir gelenek sayesinde biz bu kitabı onların elinden alamayız.' denilmiştir. Daha sonra daha sinsi bir yol izlenmiş ve 'Kur'an-ı kapatmalarını, kadınlarını açmalarını öğretirsek o zaman istediğimiz tahribatı yaparız.' anlayışı benimsenmiştir. Nesilden nesile Kur'an'dan uzak bir eğitim anlayışı yerleştirilmeye çalışılmış, zamanla vahiyden, sünnetten ve kendi değerlerinden tamamen kopmuş bir nesil hedeflenmiştir. İstedikleri nesil tam olarak budur." şeklinde konuştu.
"Hafızayı diri tutan ve manevi mirası nakış nakış işleyen en temel unsur annedir"
Akbulut, büyük bir sorumluluk üstlenen Filistinli annelerin çocuklarını yetiştirme metoduna değinerek, "İslam coğrafyasında yaşayacağız ama davamız Kur'an olmayacak, derdimiz İslam olmayacak… O dönemde siyonist felsefenin temel hedefi, 'Bu topraklardaki gençlere buraların kutsallığını unutturacak meşgaleler çıkarmamız lazım.' düşüncesiydi. Bunun için özellikle gençlik hareketleri, sportif faaliyetler, çeşitli etkinlikler, oyunlar ve eğlenceler gibi araçlar devreye sokulmuş. Ancak bu strateji Filistin için işlemedi. Bugün dördüncü, hatta beşinci nesil Filistinliler, belki hiç görmedikleri atalarının köylerinin anahtarlarıyla uyuyorlar. O toprakları terk etmek zorunda kaldıklarında yanlarına aldıkları anahtarları çocuklarına emanet ediyor, onlara şu öğüdü veriyorlar: 'Bunu yastığının altında sakla ve öyle uyu. Çünkü senin asıl görevin, bir gün bu topraklara geri dönmek ve bu vatanı yeniden sahiplenmektir.' Bunu öğreten, unutturmayan da annedir. Hafızayı canlı ve diri tutan, manevi mirası nakış nakış işleyen en temel unsur annedir." dedi.
"Filistin'deki asıl direnişin mimarı ve koruyucusu annedir"
Filistinli annelerin çocuklarını zorlu bir dünyaya hazırlamak için büyük bir psikolojik ve ruhsal gayret gösterdiklerini ifade eden Akbulut, "Annenin eğitimi ve çocuğun yetiştirilmesi daha çocuk dünyaya gelmeden, ana rahmine düşmeden başlar. Çünkü biz o evladı helal lokma ile büyütmek, temiz bir neslin parçası yapmak için daha en başında dua ederiz. Haramdan uzak, helali bilen, Kur'an-ın terbiyesiyle şekillenmiş evlilikler isteriz. Annelik eğitiminin ve geleceğe emanet edeceğimiz evlatların yetiştirilmesinin temel felsefesi böyle başlar. Elbette bu süreç bununla da sınırlı kalmaz. Anne karnındayken bile çocuğu helal rızıkla beslemeye, temiz ve sağlam bir ortam sunmaya çalışırız. Özellikle Filistinli anneler, hamilelik sürecinde bebeklerine yoğun şekilde Kur'an-ı Kerim dinletirler. Bu, onlar arasında adeta bir gelenek haline gelmiştir. Amaçları, çocuk daha dünyaya gelmeden İslam'ın sesiyle, vahyin manevi atmosferiyle tanışsın istemeleridir. Ana rahminde bu sesi duyan evlat, doğduğunda ve büyüdüğünde de bu sese aşina olacaktır. Çocuğu zorlu bir dünyaya hazırlamak için psikolojik ve ruhsal anlamda koruyucu bir yaklaşım sergiliyorlar. Filistin'deki, Gazze'deki anneler meseleye bu şekilde bakıyor. Bu nedenle Filistin'deki direnişin mimarı, öğretmeni ve koruyucusu asıl annedir. Bizim de hayatımızdaki rol model annelerdir." ifadelerini kullandı.
"Anne çocuğuna sadece yürümeyi değil, işgal altında nasıl yaşanacağını öğretiyor"
İşgalcilerin baskılarına rağmen o topraklarda inatla çocuk sahibi olan annelerin bakış açısını aktaran Akbulut, şunları kaydetti:
"Filistin'de, Gazze'de hayata başlamak zaten zorluklarla başlıyor. Bu yüzden çocuklarını hazırlayan en önemli öğretmenler kuşkusuz anneleridir. Anne orada çocuğuna sadece yürümeyi değil, işgal altında nasıl yaşanacağını da öğretiyor. Bir arkadaşımızın şu sözü çok dikkat çekiciydi: 'Hayret ediyorum! Gazze'de bu kadar zor şartlar altında anneler durmadan çocuk sahibi oluyor. Bu ortamda neden çocuk dünyaya getiriyorlar?' diye sormuştu. Ancak olayın aslı çok farklı. Onlar çocuk sahibi olmayı ve çoğalmayı demografik bir direniş, geleceğe dair bir güvence olarak görüyorlar. Filistinli annenin iki cephesi var. Bunlardan biri demografik direniş olan çocuk sahibi olmaktır. İşgalcinin öldürerek, hapse atarak, sürgüne göndererek yıldırmaya çalıştığı bir ortamda inatla çocuk sahibi olmak onlar için çok önemli. Bu bir devlet stratejisi değil ama ailenin direniş refleksidir. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam, 'Kıyamet gününde ümmetimin çokluğu ile övünürüm.' buyurmaktadır. Bizler ise konfor ve rahat kaygısıyla, 'Nasıl büyütürüm, nasıl geçindiririm?' diye tereddüt ediyoruz. Halbuki rızkın gerçek sahibi Allah'tır. Doğan her çocuk kendi rızkıyla birlikte gelir. Orada çok güçlü bir iman ve teslimiyet var."
"Gazze'deki her yeni doğum, işgalciye karşı demografik bir direniş adımı olarak görülüyor"
Dünya genelinde hızla azalan nüfus politikalarına dikkat çeken Akbulut, "Kaynaklarda belirtildiği gibi daha önce özellikle Gazze'de aileler 8-10 çocuğa sahipken, yaşanan travmalar ve imkansızlıklar nedeniyle bu sayı 4-5 seviyelerine kadar düştü. Ancak yine de 'Biz israil nüfusunun ortalamasının üzerinde olmalıyız.' anlayışını koruyorlar. Bugün dünyada hızla azalan bir nüfus eğilimi var. Türkiye'de de nüfus artış hızı giderek düşüyor. Türkiye'de büyüme hızı yüzde 1,32 seviyelerindeyken bugün yüzde 1,24'lere kadar gerilemiş durumda ve düşüş sürüyor. Dünyadaki nüfus politikalarına baktığımızda, en yüksek nüfus artış hızlarından biri israilde görülüyor. Oranları yüzde 2,86 civarında. 'Dünyada yaklaşık 6 milyar insan varsa, Yahudi nüfusu 6 milyonu bile geçmez.' deniliyor ama dünyada ekonomi üzerinde ciddi etkileri var. Bu nedenle Gazze'deki her yeni doğum, işgalciye karşı demografik bir direniş adımı olarak görülüyor. Bizler de evlatlarımızı dünyaya getirirken, içinde bulunduğumuz bu ülkenin, bu toprakların ve bu coğrafyanın bilinciyle hareket etmek zorundayız. Çünkü bu topraklarda gözü olan siyonist anlayışın asıl hedefi buralardır." ifadelerini kullandı.
Akbulut, "Bu topraklar, siyonistlerin kendi kutsal metinlerinde 'Arz-ı Mevud', yani 'Vadedilmiş topraklar' olarak ifade edilen sınırların içerisindedir. Sadece Gazze'yi hedefledikleri düşünülmemelidir. Suriye'yi, Lübnan'ı ve daha sonra buraları da hedefliyorlar. Niyetleri bu bölgeleri de ele geçirmek ve kontrol altına almak. Çünkü kendi inançlarına göre varlıklarını sürdürebilmek için bu geniş coğrafyaya ihtiyaç duyduklarını düşünüyorlar. Öyleyse bizim asıl görevimiz de bu toprakların gerçek sahibi olduğumuzu çoğalarak, nesiller yetiştirerek göstermektir." dedi.
"Filistinliler, camiyi bir yaşam merkezi haline getirmişler"
Cami merkezli bir hayat ve hafız yetiştirme bilincine dikkat çeken Akbulut, şu ifadeleri kullandı:
"Peygamberimizin sünnetine baktığımızda cami sadece namaz kılınan ve sonrasında cemaatin dağılıp gittiği bir yer değildir. Aynı zamanda istişarelerin yapıldığı, insanların oturup sohbet ettiği, dersler alıp ilim öğrendiği, her kesimin bir araya geldiği bir buluşma merkezidir. Bu nedenle camilerimizin alt katlarında 4-6 yaş Kur'an kursları açılıyor, gençlik merkezleri, okuma salonları, çocuklarımızın gelip oynayabileceği etkinlik alanları oluşturuyoruz. Çocuk camiyi küçük yaşlardan itibaren tanısın istiyoruz. Filistinliler de camiyi bir yaşam merkezi haline getirmişler. Gençlerin asimilasyonunu önlemek ve onları manevi anlamda koruyabilmek için cami merkezli bir hayat inşa etmeye ihtiyacımız var. Filistin'de 'hafız' kelimesinin, insanı koruyan ve gözeten 'hafaza melekleriyle' doğrudan ilişkili olduğuna inanılıyor. Bu nedenle Kur'an-ı ezberleyen kişinin hafaza melekleri tarafından korunacağı düşünülüyor. Öyleyse bu toplumun geleceği için hafız öğretmenler, hafız mühendisler, hafız doktorlar, hafız valiler, kaymakamlar ve yöneticiler yetiştirmek biz annelerin sorumluluğundadır. Ancak bu sadece annelerin omuzlarına yüklenmiş bir sorumluluk değildir. Anneler ne kadar çabalasa da Peygamber Efendimiz Aleyhisselam, 'Hiçbir baba, evladına güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmış olamaz.' buyurmaktadır. Dolayısıyla babalara da önemli görevler düşmektedir."
Filistinlilerin onca yıkıma rağmen mutluluğu bir direniş biçimi olarak gördüğünü söyleyen Akbulut "Filistinliler, 'Biz hayatı inadına seviyoruz, ölümden korkmadığımız gibi.' diyorlar. Küçücük çocukların yıkıntılar arasında bile dans ettiğini, oyun oynadığını, ateşler yakıp neşe içinde vakit geçirdiğini görüyoruz. Mutluluğu bir direniş aracı olarak görüyorlar. Filistinliler ölümü bir şehadet olarak gördükleri gibi hayatı da çok seviyorlar. Çünkü onlar hayatı inşa etmekle yükümlü olduklarına inanıyorlar. Hayatlarını Allah'ın ayetlerini yaşatma ve inşa etme sorumluluğuyla şekillendiriyorlar." şeklinde konuştu.